Diyanet Dergi

Çocuk ve Olumsuz Duygular

Fatıma Güner

Anne karnındayken başlar bir çocuğun dünya ile olan ilişkisi. Biyolojik anlamdaki gelişmelerin yanı sıra, duygu ve kişilik gelişimlerinin temelleri bu dönemde atılır diyebiliriz.

Annesinin hisleri, sözleri, işittikleri; dünyaya gözlerini açıncaya kadar çocuğun karakterini şekillendirmek adına atılan ilk adım olur. Yani bu dönemler oldukça hassastır. Artık anne de baba da hatta ebeveyn adaylarının çevresindeki insanlar da kendilerindeki olumsuz his ve davranışları bir kenara bırakmaya çalışmalıdırlar. Araştırmalara göre annedeki gerginlikler, kanda oluşan kimyasallar yoluyla cenine aktarılmakta ve onu etkilemektedir. Çalışmalar, gebelik sırasında kaygı yaşayan annelerin çocuklarının sosyal ilişkilerinde çekingen olduklarını ortaya koymaktadır.

Doğum sonrasına geldiğimizde ise dünyaya gözlerini açar açmaz ebeveyni zorlu bir süreç beklemektedir. Bebeklik döneminde bu zorluk, en fazla yakın çevre tarafından hissedilir. Bütün her şeyi ile çevresine bağımlı olan çocuğun bu dönemde ve anne karnında başlayıp yaşam boyu sürecek olan gelişimi devam etmektedir. Psikologların çoğu, ortalama 6-7 yaşına kadar çocuğun karakterinin şekillendiği görüşünü savunur.

Öğrenmesi büyük ölçüde taklide dayalı olan 0-6 yaş grubunun çocukları için çevre son derece önemlidir. Çevresindekiler sadece taklit ederek bir şeyler öğrendiği kimseler değil, aynı zamanda onun temel ihtiyaçlarını karşılayacak, ona ilgi ve sevgi gösterecek, güven duygusu yaşatacak yakın çevresi, ailesidir.

Bu döneme ve gelişimin önemine baktığımızda şöyle bir sonuca ulaşabiliriz: Fiziksel gelişimin sağlıklı ilerlemesi aynı zamanda sağlıklı bir motor, dil ve bilişsel gelişim demektir. Sağlıklı fiziksel, motor, dil ve bilişsel gelişim; sağlıklı sosyal ve duygusal gelişimi beraberinde getirir. Yeterli bir şekilde bedensel gelişimini tamamlayan bir çocuğun, normal şartlar altında beyin gelişimi sağlıklıdır. Sağlıklı bir beyin gelişimi, düşüncenin de gelişmesi demektir. Düşünce geliştikçe çocuk, nesneler ve kavramlarla karşılaşır. Bunları öğrenmesi için sağlıklı bir işitme yeteneği gerekir. Zamanla konuşma ve dil gelişimi ilerleyecektir. Bunun sonucunda çevresinden işittiği ve yaş özelliği neticesinde taklit ettiği kavramlar, zamanla, gelişen duygu dünyasında bir yer edinecektir. Çocuk her şeyin bir anlamı olduğunu fark edecek, bütün bu yaşananlar aynı zamanda çocuğun kişiliğinde izler bırakacak yani kişiliğini oluşturan parçalar olacaktır.

Yaşadığı süreçler içerisinde çocuğun duyguları davranışlarına yön verir. Bu aslında her yaş grubundaki insanlar için hemen hemen böyledir. Bir şeyin ya da bir kimsenin bizde uyandırdığı duygular davranışlarımızı belirler. Ya severiz ya nefret ederiz. Ya da hislerimiz sadece ona karşı olmaz, her şeye yansır. Duygular, sonradan öğrenilirler. Bu duyguları bize öğreten o an yaşadığımız olaylardır. “Neye karşı bu duygu bende oluştu? Ona karşı duyduğum bu histe haklı olma payım var mı, yoksa haksız yere mi böyle hissediyorum?” Bir süre sonra hep böyle devam etmeye karar verir.

Çocukluktan itibaren insanı esir alan olumsuz duygular, ona çoğunlukla zarar verir. Bu duyguların insanda oluşması farklı ve karmaşık süreçler sonucudur. Doğrudan veya dolaylı sebeplerle olabilir. Kendisi yüzünden veya başka sebeplerin yansıması nedeniyle gerçekleşebilir. Bütün olumsuz duygular zararlıdır da diyemeyiz çünkü olumsuz duyguların gerektiği anlar elbette vardır. Ancak haksız yere oluşan olumsuz duygular, kişinin hem kendisine hem de çevresine zarar verir.

Karakterin ve kişiliğin olumsuz yönde şekillenmesi, olumsuz tesirler altında kalması, bağımsız olamaması her geçen gün farklı bir felaket senaryosu sunuyor önümüze. Her türlü kötü olayın yaşandığı, insanlara zarar veren davranışların çok rahat sergilendiği bir dünyada yaşıyoruz. Hepimiz şikâyetçiyiz, ama çoğumuz izlemeye devam ediyoruz. Her şeyin yüzde yüz güzel olması mümkün değil, ama olması için çabalamak mümkün. Toplumların düzelmesi aile ile başlar. Ailenin yapabileceği en güzel şey, çocuklarına verecekleri güzel ahlaktır. Doğruları olumlu duygular yaratarak aktarmaktır.

Hz. Muhammed (s.a.s.) kızı Fatıma yanına geldiğinde ayağa kalkıp “Hoş geldin.” der, öper, onu kendi yerine oturturdu. Kız çocuklarına hiç değer verilmeyen o dönemde Hz. Muhammed’in kızına olan sevgisi şüphesiz her Müslüman’da ve hatta her insanda hayranlık uyandırır. Çocukları sevmesi, onlarla oyunlar oynaması, şakalaşması, kadınlara, kız çocuklarına değer vermesi, herkese söz hakkı tanıması… İnsanların kabalığına, kalpsizliğine meydan okuyan incelikte davranışlar sergilemesi… Bunlar, Peygamberimizin hayatından aile hayatımıza yansıtabileceğimiz örneklerden sadece birkaç tanesi. Çocuğumuza olumlu tesirlerde bulunmak için örnek alacağımız en önemli şahsiyet şüphesiz Hz. Muhammed olacaktır.

Diyanet Haber

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün